Ahmet Yıldız Odatv’ye anlattı: Medeniyet Orta Asya’da doğdu… Türkiye Doğu-Batı çatışmasının neresinde

Özge Sönmez

Sayın Ahmet Yıldız, Edebiyatta Doğu’ya Dönmek adlı eleştiri kitabınızın bu adı biraz iddialı değil mi? Ülke düşünce arenasında bunca ayırım varken bir de Doğu ve Batı’yı eklemek ne kazandırır?

Evet bir tepki adı gibi göründüğü doğru. Doğu-Batı tartışması bitmeyen bir tartışma çünkü. Doğu-Batı karşıtlığı dünyanın en eski, en köklü, en ünlü kavramı. Coğrafi adla başlayıp kültürel farklılık ve savaşa kadar evrilmiş… Bu ad Prof. Kurtuluş Kayalı’yla bir sohbetimizde ‘Aslında her şey bir Doğu Batı çatışmasıdır, hele ülkemizde… Bunu anlamayan analiz yapmasın’ demesiyle belleğimde iyice alevlendi. Herodot “Yunan ruhu”nun karşısına bir “Doğu ruhu” çıkartmış ve ilk mücadeleyi başlatmıştı. Hint, Çin, Pers, Mısır, Mezopotamya, Roma, Yunan ve -günümüzde- Avrupa uygarlıkları diyebileceğimiz uygarlıklar, bu mücadelenin baş aktörleridir. Edebiyatımıza dönersek, tümüyle Batı’ya teslim olmuş durumda. Dikkat ederseniz postmodern yazarlara gelene dek Doğu – Batı tartışması edebiyatımızın eksenine oturmuştu. Pamuklardan Şafaklardan sonra Batı lehine bu tartışma sonlandırıldı. 12 Eylül bu tartışma için yapıldı diyesi geliyor insanın…

MEDENİYETİN DOĞDUĞU YER: ORTA ASYA

Ama siz burada Türkleri saymadınız?

Dikkatiniz için bin teşekkür. Biraz bilinçli bunu yaptım. ‘Batı’ şablonu içindeki zihnimiz “Doğu-Batı” ilişkisinden onları çıkardığımızda, tarihin oldukça anlamsızlaşacağı Türkler’i yani kendimizi kendi aklımızla hiç düşünmez olduk. Oysa uygarlığın kaynağı Sibirya’dır, Orta Asya’dır. Demiri bulan, sabanı, üzengiyi kullanan, at binen kavimlerin yaşadığı bu kadim coğrafya, “Batı” okullarında İÖ’yi gösteren tarih atlaslarında boş, bembeyaz gösterilir. Roma ordusu Hunlarla karşılaşmadan önce yayandı. Hindistan ve Çin bile bu Orta Asya/Sibirya kavmi Türkler tarafından uzun süre yönetilmiş, etkilenmiştir. İskitler, Hunlar, Moğollar, Selçuklular Osmanlılar… doğuya ve güneye değil hep batıya doğru hareketleriyle tarihin yönlendirici köşelerindeyiz.

TÜRKİYE DOĞU ÜLKESİ

Biz Doğu ülkesi miyiz yani?

Evet biz bir Doğu ülkesiyiz. Hatta Batı karşısında Doğu’yu temsil eden önemli bir kavimiz. Binlerce yıllık kavganın tarafıyız. Batı bizim Doğu’ya ait olduğumuzu bilerek önlemini alıyor ama biz 100 yıldır yaka bağır açarak yok sizdeniz diye kişiliğimizi kaybettik. Doğunun batıya doğru bu akışını yakın tarihte Ruslar ve Osmanlılar üstlenmiştir. Türkler, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluğuyla, Haçlı Seferleri’ni püskürttü, Avrupa’nın Doğu Anadolu’da başlayan sınırını “Batı”nın Mescid-i Aksa’sı Ayasofya’nın bulunduğu Kudüs değerindeki kenti Konstantinopol’u de alarak Viyana’ya kadar daralttı. Avrupa’nın en verimli topraklarını ele geçirdi, Batı’nın ruhani merkezi Vatikan’ı Attila’dan, Cengiz Han’dan, Tarık Bin Ziyad’dan sonraki en büyük tehlike olarak yüzyıllarca tehdit etti. Batı’nın buna yanıtı, Haçlı Seferleri’nde pişen kültürel kin olarak bugüne dek sürmesi olmuştur. ‘Türkleri önce uyutalım, sonra kandıralım’ diyen, mikrofonu açık AB temsilcilerinin sözlerini bile dikkate almıyoruz!

Tarihin sonu gelmedi yani… Doğu’nun uygarlığın yükünü yeniden omuzlaması mümkün mü?

Bildiğimiz anlamda bir kavram değil bu ama yine de düz anlamıyla bile inanmak çok büyük yanlış. “Tarihin sonu” gelmedi, sürüyor. Bin yıl iki bin yıl nedir ki insanlık tarihinde, bir iki gün öncesi gibi… Türk solunun da Türk edebiyatının da (edebiyatımıza hakkını verelim) en büyük yanlışı, tarih bilincini aşağılamış olması, yok saymasıdır.

Doğu’nun uygarlığa katkısı yine ancak sanat ve edebiyatla mümkündür. (Evet, bir “Aydınlanma” vardı ama artık bitti ve insanlığın malı oldu; uzatmanın âlemi yoktur.) Emperyalizm insanlık dışı tüm faaliyetlerini en çok kültürel alandaki tahakkümüyle gerçekleştiryor. En büyük aracı da “vatansız aydınlar”dır. Vatanıyla alay eden, halkına yabancılaşmış, kendisini o halkın bir parçası görmekten imtina edebilecek kadar değişmiş yazar ve şairler topluluğudur. Bunun içindir ki edebiyatın özgürleşmesi emperyalizmin ülke içindeki kültürel hegemonyasından kurtulmakla mümkündür. İşimiz zordur. Batı düşüncesi kendi manevi sınırlarının dışında kalan insanları bilmezlikten gelmekte inatla direnmektedir. Sokrates’in yalnızca Atinalıları göz önünde tutmakla ne kadar yanlış yaptığını bilen Batılı aydınlar kuşkusuz vardır. Heyhat, gezegende bir, iki, üç… daha fazla Batı Avrupalar yaratabilirlerdi! Bunu onlardan beklememiz artık boş hayaldir. Oktay Sinanoğlu’nun kardeşi Prof. Suat Sinanoğlu’nun Türk Hümanizmi adlı yapıtında dediği gibi “yalnızca Batılı insan ruhunu değil, tüm insan soyunun ruhunu ele almaları” artık mümkün görünmemektedir. Bu koşullar altında Batı’dan gelecek bir “diyalog” sinyali de hayaldir. Çünkü yine hocamızın deyişiyle, “Batı düşüncesi kendinden memnun olmanın verdiği doygunluk ve huzur duygusu içinde tükenip gitmektedir”. Yalnızca Türk Devrimi örneğine bakalım: Sınırlı sayıda Batılı aydın ve bilgin inceleme yapmıştır ve bu da dış görünüşe bağlı, nihayetinde oldukça yüzeyseldir.

“BATI’DAN ALACAĞIMIZI ALDIK”

Kurtuluş Kayalı’nın sözü sizi böyle mi etkiledi?

Kitabımda Batı kültürünün değerlerini öven onlarca yazı da var. Oradan alacağımızı aldık. Benim derdim oraya takılıp kalmamızın artık gereksiz olduğu ve Doğumuza, geldiğimiz yerlere yüzümüzü çevirmemiz gerektiğidir. Bu Türk edebiyatına da uygarlığa katkımıza da büyük zenginlik sağlar. Son öykü kitabım Alçaklık Öyküleri bu duruşla yazıldı.

RUSYA’NIN ÖNEMİ

Ruslardan da söz etmiştiniz?

Doğu’nun Batı karşısında kuzey cephesi Rus Çarlığı’dır. Çarların Batı’yla iş birliği yapma teklifinin -ki Çar Nikola 1844’te kılık değiştirerek İngiltere’ye bile gitmiştir bu teklifi yapmak için- geri çevrilmesi ve üstelik Rusya’ya Kırım Savaşı’yla yanıt verilmesi Rus ruhunda Batı’ya bakışta büyük kırılma yarattı. Anlaşıldı ki Batı Batı olduğunu bilmekteydi. Ruslar bunu yüzyılın başında bizden önce kavradılar. Yalnızca Dostoyevski’nin Doğu-Batı tartışmaları külliyatı, bizim bütün yazarlarımızın külliyatından sayfa sayısı olarak daha fazladır. Napolyon “Doğu Seferi”nde yenilmiş, Ruslar tarafından Paris’e dek kovalanmış, Champs-Élysées’de (Şanzelize) Rus işgal ordusunun gösterişli geçidiyle Batı insanının bilinçaltına “Doğu” imgesini iyice pekiştirmiştir. Geçit sırasında bilinçli olarak en öne, vahşi giysileri ve saldırgan kaba hareketleriyle Tatarlar’ın yerleştirilmesini sembolik yanıyla değerlendirirsek, Çar ordularında bütünleşen “Doğu”nun bu zaferi, Doğu-Batı kavgasında yaşanmış bir diğer büyük travmalardan biridir. Kısaca Rusların bizden ilerde olmalarının nedeni Batı’yla olan ilişkilerinde bir Doğu ülkesi olduklarını kabul etmeleri ve buna göre yapılanmalarıdır.

Bizse, iki yüz yıllık bitmez tükenmez Batı saldırılarına karşı dayanamamış, en sonu parçalanmışız. Ama yine de Anadolu’ya ve üstelik Avrupa topraklarına Churchill’i deli edecek biçimde tırnaklarımızı geçirerek tutunmayı başardık. Bir Cumhuriyet kurarak küçük ama canlı kuluçka bir güç olarak varlığımızı yüz yıldır güçlenerek sürdürdük.

Hala kuluçkada mıyız?

Türklerin tarih boyunca başarılarının altında hep modern silahları iyi kullanması olmuştur. Çaldıran ve İstanbul’un fethi örneği… Bugünkü silah sanayisinin mayasının tutması kuluçkanın kırılması anlamındadır bence. Batı’nın en büyük önceliği Türkleri silahsız bırakmaktı çünkü.

“HIRSIZ OLMAMAK, KÖLE SAHİBİ OLMAMAK SUÇ MU”

Gerçek öyle değil mi? Meşhur ‘Şark zihniyeti’! Kaşaneler hep Doğu’da…

Hırsız olmamak, köleci olmamak suç mudur? Oysa insanın insanlaşma mücadelesinin kör topal sürmesine karşın günümüz uygarlığı bütün insanlığın katkıda bulunmasıyla oluşmuştur. Hiçbir uygarlık diğerinden üstün olamaz. Uygarlık en büyük insan örgütlenmesi birimidir. Uygarlık mücadelesinin ülkesi yoktur, sınırları bütün insanlıktır. Uygarlık yalnızca “Batı” kaynaklı bir gelişme değildir. Oysa Batı, 16. yüzyıldan sonra diğer uygarlıklardan, insanlığın genel gelişim çizgisinden koptuğunu, daha akılcı bir yolda diğer uygarlıklar karşısında üstün duruma geldiğini iddia etmekte ve bunu zihinlerde tartışmasız gerçek olarak kabul ettirmeyi başarmaktadır. Egemenliği altına aldığı her uygarlığın kulağına kültürel bir hegemonyayla (yüzlerce düşünürü, iletişim organları ve kurum ve kavramlarıyla) bunu fısıldayarak onları da bunun genel doğru olduğuna inandırmayı büyük oranda başarmaktadır. (Yayıncılık sektörümüz en iyi örnektir: Bir süzgeçten geçirmeden Batı’dan gelen her şeyi kendimizi reddetme pahasına bugün bile ezbere yayınlamıyor muyuz?)

DOĞU EDEBİYATI KURAMI BİLE OLUŞTURULMADI

Doğu edebiyatı ve uygarlığı yeterince incelenmiyor mu?

Bu konuda henüz aklı başında bir kuram oluşturulamamıştır. (Anlaşılan onu da Batılılardan bekliyoruz!) Aslında uygarlığın “Batı” ya da “Doğu”su olmamalıdır; bir zincirin parçalarıdır. İnsanlığın ilerleyişi kendisinden önceki tüm bilimsel, düşünsel, tinsel birikimin ürünüdür. Dünyada birbirinden etkilenmeyen uygarlık yoktur. Uygarlık, insan soyunun “ortak emeği”dir. Üstelik insanın insanlaşma mücadelesi sürüyor, daha tamamlanmadı. Bugün Batı, insan uygarlığının gelişiminin insan toplumlarının ortak gelişme yasalarının ürünü olduğunu reddetmekte, hep kendisine yontmaktadır. Avrupa merkezci başlayan bu anlayış, kapitalizmin inşasından sosyal devrimlere dek insanlığa mal olmuş tüm uygarlık süreçlerini, kendinden önceki hatta sınırlarının dışındaki uygarlıkların katkılarını tümüyle reddetmektedir. Bunu yaparken emperyalist ahlakın (yani ahlaksızlığın!) tüm araçlarını kullanmaktadır. Örneğin Doğu kültürlerini incelemeye daha çok zaman harcamalarına karşın onların hep kötü yanlarını öne çıkarmakta “çifte standart” uygulamayı ana yöntem olarak kullanmaktadırlar. Bugün 21. yüzyılın başında bile edebiyat ödülleri, film festivali ödülleri bu üstünlüğü gösteren ve Doğu’nun kötülüklerini vurgulayan yapıtlara verilmektedir. Böylece karşısındakini küçültmekte, kendi toplumunu işbirlikçi hale getirip sistemi sağlama almaktadır. Adam Smith, Doğu Hindistan Kumpanyası’nın başında Hindistan’a demokrasi götürme vaadiyle yola çıkmıştı! Demokrasi vaadi tüm Hindistan’ın zenginliklerinin İngiltere’ye aktarılmasıyla sonuçlandı. Bu servet, Hindistan’ın içinin boşaltılıp bir imparatorluk başkentine dönüşecek Londra’ya taşınmasının yanında ülkede açlıktan, sefaletten, sömürüden ölen milyonlarca insan ile afyona alıştırdığı bir o kadar Çinli “teferruatı” üzerinden kazanılmıştı!

AVRUPA’DA HİÇ DEMOKRAT LİDER OLMADI

Avrupa’nın demokrat liderleri yok muydu yani?

Siz bir tane söyleyin şu son yüz yılda! İkiyüzlülük öyle ki, Avrupa’nın Hitler’den aşağı kalmayan lideri ‘zayıf uluslar güçlü olanlar tarafından temizlenmelidir’ felsefesindeki Churchill’i, İngiltere’yi Hindistan’dan kurşun atmadan barışçı biçimde çıkarmayı başaran Mahatma Gandhi’den üstün tutmaktadır. Batı bunu yaparken, bilimin ve felsefenin temelini Antik Yunan’da atılmış olarak kabul etmekte ve 1500’lü yıllardan sonra yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans’la sanatın her dalındaki uyanışı Avrupa’nın bilimsel atağıyla doruk noktasına ulaştığını formülleştirmektedir. Bu düşünceye göre Antik Yunan’da bir mucize gerçekleşmiş ve insanlık birdenbire bilimi, felsefeyi, siyaseti ve sanatı keşfetmiştir! Ondan önceki uygarlıklarının insanlığa katkıları ise bilim ve sanat tarihinde sadece kısmi bir gelişmeyi ifade ediyormuş gibi gösterilmektedir.

BİLİMİN VE SANATIN TEMELİ DOĞU’DA ATILDI

Bilim ve sanatın değerleri Batı’da atılmadı mı?

Kesinlikle hayır. Diyalektiğe aykırıdır. Batı bakışlı bir zihniyet ancak bunu kabul edebilir. Bilim ve sanatın temelleri Doğu’da atıldı, Helenistik dönem bundan beslendi. “Antik Yunan mucizesi” Orta Asya’da, Hint bölgesinde, Çin’de, Sümer’de, Babil’de, Mısır’da, Anadolu’da kendisinden önceki uygarlıkların izini süren Doğu-Batı etkileşimiyle gelişip büyüyen ve olgunlaşan sentezden başka bir şey değildir. Antik Yunan aslında eşelendiğinde “Doğu”dur. MÖ 3500 yıllarında yapılan Hohle Fels Venüsü heykeli, Anadolu’nun Tanrıçası Kibele heykelleri birbirinden esinlenilerek yapılmış olabilir; Mezopotamya sanatının doruklarından MÖ 3000’de yapılmış Guennol Dişi Aslanı heykeli ya da Tapınan Sümerli Adam heykelinin Yunan heykeltıraşları hatta Rodin’i etkilemediğini kimse reddedemez. Mısır’ın Fayyum Portreleri olmasaydı İnci Küpeli Kız resmi belki de olmayacaktı. Bünyesinde şarkıyı, dansı, şiiri, oyunculuğu barındıran geleneksel Türk tiyatrosunun öncülü Şaman geleneği bütün sanatların atası gibidir. Orhun Yazıtları’nın dili olmasaydı belki İkinci Yeni şiir akımı ortaya çıkmayacaktı. Böyle sayısız örnek verilebilir. Türk toplumu açısından özel bir yeri var bu çatışmanın. Türk toplum ve tarihini izlediğimizde tarihin en büyük uygarlıklarıyla temas ettiğini görüyoruz.

Hangi büyük uygarlıklar?

Yukarda değinmiştim. Türklerin Orta Asya’da Çin, Hint, Pers, Arap ve nihayet İslamiyetle ilişkisi Anadolu’da Ermeni ve Bizanslılarla ilişkisi, nihayetinde Venedik, Fransız, İngiliz, Alman… Doğu-Batı çatışması çerçevesinde bizi merkeze koyan derin kültürel olaylardır. Türk insanını, dolaysıyla Türk yazar ve şairlerinin dünya içindeki -eğer Batı illüzyonundan uyanıp farkına varırlarsa- ayrıcalıklı yerini ve bağımsız kimliğini böyle de açıklayabiliriz.

BU BİR DİN ÇATIŞMASI DEĞİL

Hep Türkler diyorsunuz. İslamiyet bunun neresinde?

Doğu Batı çatışmasını Müslüman Hıristiyan çatışması biçimine indirgeyen de Batılı düşünürlerdir. Oysa dinler bu çatışmada gelip geçicidir. “Doğu”-“Batı” çatışmasında Türkler İslamiyeti bir ideoloji olarak kullanarak Doğu’nun bütünü içinde kalmaktan mutluydular. Ta ki 26 Ocak 1699 tarihinde başlarında imzaladıkları Karlofça Anlaşması’na kadar. Bu anlaşmayla (anlaşmaya dek süren on yedi yıllık savaşla) karşılarında epey mesafe almış “Batı” denen bir bütünün var olduğu bir gerçeklik olarak kafalara dank etti. 1713’te Lale Devri’yle baş gösteren ve matbaanın getirilmesi gibi birçok yeniliğin yapıldığı “Batı” sempatisine tepki ve ilk Doğu Batı çatışması ise çok kanlı oldu. Patrona Halil gibi yalnızca “istemezük”lü cahillikle başlayıp süren, Batılı olmanın yerine başka bir sentez koyamayanlarla “kayıtsız şartsız Batılılaşma” taraftarları arasındaki mücadele, Doğu-Batı çatışmasının getirdiği kimliksizleşme ya da kimlik arayışımız bugüne dek geldi.

EDEBİYATLA JEOPOLİTİK İÇ İÇE

Kitabınız sanki jeopolitik analiz kitabı gibi konuşuyorsunuz… Edebiyat bunun neresinde?

Tanzimat’la birlikte, olduğu gibi kabul edilen değer yargıları, zamanla edebiyat alanında da bir “yenileşme” sürecini başlattı, Batılı edebiyatın tüm türleri yine taklit olarak ülkemizde yayımlanmaya başlandı. Yüzyıllar boyu Doğu kültür dünyasının değer yargılarıyla beslenen Türk toplumu, Batı’yla karşı karşıya gelince doğal olarak birtakım sıkıntı ve çelişki yaşadı, hala yaşıyoruz. Bu ikilik Tanzimat döneminden başlayarak pek çok esere konu oldu. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde romancıların en çok işlediği konular “Türk sosyal hayatında Doğu-Batı ikilemi”dir. Nitekim Berna Moran 1950’lere kadar olan süreç içinde Türk romanının ana sorunsalının bu tema olduğunu dile getirir. Ancak Türk edebiyat yayıncılığı tüm kurumlarıyla (ödül, eleştiri) Batıcı’dır. Teslim olmuş durumdadır. Cengiz Özakıncı bunu, Mayıs 1939’da yani bizzat tarih kitabı yazmış yüce Atatürk’ün naaşı daha soğumadan apar topar toplanıp Türk Tarih Tezini kaldırıp Batı kültürüne yayıncılığımızı teslim eden I. Neşriyat Kongresinde konuşulanları teşhir ederek çok iyi anımsatmıştır. Bugün yapmamız gereken bizim Doğu’nun temsilcisi büyük bir kültür olduğumuzu anlamak her şeyi bunun üzerine inşa etmektir.

NATO ÖVEN MARKSİSTLER

Marksistlerimiz solcularımız bu işi bir dengeye oturtamadılar mı? Hani milletlerin savaşı yok sınıf savaşı var diye…

Kendi aralarında oldukça eleştirel bir dile sahip olan Marksistlerimiz bile sınırlarımızın dışına çıkıldığında her şeye tuzlukla koşmuş, Marksizme eleştirel yaklaşımları söz konusu bile olmamıştır. Bugün de solumuzun Batı hayranlığı -kendimizden başka herkese hayran olma huyumuz var- onun Batı’nın kullanışlı aktörü olmasına neden oluyor maalesef. Birgün gazetesinin, baş sayfasında Türkiye’nin Şanghay Örgütüne üyeliği tartışıldığı zamanlarda şiddetle karşı çıkıp ‘Nato bu örgütten iyidir’ diye başlık attıklarını söylesem şaşıracaksınız…

“BATI BİTMİŞTİR”

Aydınlanma değerleri mi bizim solcularımızı şaşırtan?

İnsanlığın o zamana dek biriktirdiklerini iyi sentezlemiş “Aydınlanma Batı’sı” başka, emperyalist Batı’nın günümüz devletleri ve aydınları başka. Lenin’in dediği gibi o Batı bitmiştir. Nitekim bizim amentü bellediğimiz 1789-1848 dönemine bakmak yeterlidir: Fransa -hepsini sayamayacağımız- şu ülkeleri kanlı bir biçimde işgal ediyordu: Cezayir (1830), Gabon (1839), Moritanya (1854), Senegal (1854), Gine (1855), Fildişi Sahili (1855), Vietnam (1858), Kongo (1859)… Bu ülkeler dil, eğitim vs. açısından bağımlı oldukları için bugün de neredeyse tamamının yönetiminde doğrudan olmasa da önemli oranda Fransa söz sahibidir. Vietnam’ın başta laiklik olmak üzere 4000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz ama millet olarak bin yıllık Fransa’nın devrimlerinin hepsini biliyoruz. Vietnam tam yüz yıl, dile kolay, General Giap dersini verene dek Fransa’nın kanlı pençesi altında inledi. Emperyalizm bugün özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kendi arasında hırlaşmayı geçici süre erteleyip dünyayı iki kampa ayırırken kendilerini (Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya) efendi, dünyanın diğer bölümünü köle olarak görmektedir. “Uygar Batı” ve vahşi, terörist, geri kalmış Doğu! Daha geçen yıl AB’nin en yüksek temsilcisi Josep Borrell Avrupa’yı bahçeye dışındakileri ormana benzetmişti!

CUMHURİYET DOĞULU OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEYDİ

Cumhuriyet Batılı değil mi? Cumhuriyet’le Atatürk bu tartışmayı silip atmadı mı?

Cumhuriyet, Doğu’nun bir serhat ülkesi olduğunun bilinciyle üç yüz yıllık tartışmada kendi özünden bir sentez yaratma, bir ulusal Türk kimlik inşası olarak ayağa dikilmişti. Gazi’nin ölümünden sonra en yakın arkadaşlarınca Batı’ya teslim edildi. (Atatürk’ün Hakimiyeti Milliye’nin 20 Kasım 1921 tarihli sayısında dediği gibi, “… Anadolu, bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır”.) Ne var ki tartışmalar İkinci Dünya Savaşı sonrasına dek tüm şiddetiyle devam etmiştir. Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmud Ekrem, Hüseyin Rahmi’den Kemal Tahir’e kadar bu dava, kanlı bıçaklı sürmüştür. Truman Doktrini’yle Batı’ya göbeğinden eklemlenmek bu tartışmaları azalttı. Nitekim Orhan Pamuk 12 Eylül darbesiyle yumuşatılmış bu mücadeleyi, zamanın ruhuna, oryantalist bakışa uygun, Doğu’nun en uç kalesinin kültürel kozmik odasının kapılarını açıp Batı’ya onların istediği çarpıklık ve yumuşaklıkta pazarlayan bir usta olarak Nobel Edebiyat Ödülü’ne dek uzanmayı başarmıştır. Son elli yılda, sanki Atatürk’ün “Bugün güneşin ağardığını nasıl görüyorsam uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum” sözünü haklı çıkarmak istercesine Doğu öne çıkıyor Batı ölüyor. Uzatmaya gerek bile yoktur: Aylan Kurdi bebeğin minik bedeninin Akdeniz’de sahile vurmasından sonra daha net görüldü ki Batı’nın insanlığa vereceği hiçbir şey kalmamıştır.

BATI KAMPI VATANSIZ VE PARANIN ESİRİ

Bugün Doğu Batı çatışmasının tezahürünü nasıl özetlersiniz?

Onu anlatmaya çalışıyorum. Doğu’nun uyanışını gören, uygarlıklar çatışmasında altta kalmaktan korkan bir Batı’yı saptayabiliriz. Sanki tüm çağların birikimi, deneyimi büyük bir gerilimle yakın bir zamanda Asya’da patlayacak ve galip gelen diğerini silecek! Tüm “Batı”, emperyalist vatansız paranın esiri olarak Doğu’ya yüklenmiş durumda; açık. Vatansız para da Doğu Batı çatışmasından beslenmektedir. Tarihin zorlu bir döneminden geçiyoruz ve coğrafyamız ateş altında. Ama bu beladan kurtulabiliriz. Bin yıl birçok dine mensup ve değişik kavimde insanla birlikte barış içinde yaşadık. (Gerard De Nerval, Doğu’ya Seyahat adlı yapıtında 1843’te şaşkınlıkla yazdığı gibi: “Dört ayrı millet Türkler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler birbirlerine karşı bizden çok daha müsamahakar!”) Yunus Emre bu toprakların hümanizmidir. Tarihsel deneyimimizle “birlikte yaşama” becerisinin en yüksek olduğu Anadolu hümanizminin öne çıkmasını sağlayarak Türkiye merkezli, çağdaş, yeni bir uygarlık projesi düşünmenin zamanı geldi de geçmektedir.

Bu çok zor değil mi? Bir emare de görülmüyor…

Evet yazar ve şairlerimiz, akademiamız meleklerin cinsiyetiyle uğraşmaktadır. Demek ki bu zihinlerimizdeki Batı illüzyonundan kurtulmakla ancak mümkündür. Batı’nın, edebiyatın ve sanatın çağdaş bütün kodlarını, insanlığın kazandığı tüm birikimleri yalnızca kendine mal etmesinin imkânı artık kalmamıştır. Bugün insanlığa yeni bir ışık, yeni bir heyecan verebilecek tek bir Batılı yazar yoktur; tek bir Batılı düşünce insanı kendini kabul ettiremez haldedir. Aydınlanma dönemi düşünürlerinin, modernist dönem yazar-şairlerin “marka değeri”yle ayakta durmaktalardır. O halde herkes -insanlığın yüz karası lafla söylersek- “jeopolitik hesaplar”la Doğu’ya toplaşmışsa biz yazar ve şairler de Rousseau’nun, Goethe’nin üstelik binlerce kilometre ötede yaptığı gibi kendi kültürümüze daha çok eğilerek, kendi insanımızı anlayacak yapıtlara ağırlık verebiliriz. Kulağımızı toprağa dayayarak İmrü’l-Kays’ın, Kaşgarlı Mahmud’un, Dede Korkut Hikâyeleri’nin, Hayyam’ın, Fuzuli’nin, Binbir Gece Masalları’nın, Kaşgarlı Mahmud’un tüm dünyaya etki edecek frekans ve seslerini dinlemeliyiz; kendimizi Doğu-Batı ikileminin içinde Doğu’dan yana yeniden sorgulamalıyız. Belki böylece, “Avrupalılık” ve “Amerikalılık” alanına sıkışmış günümüz Batı düşüncesini de evrenin sorunlarına katılması için harekete geçirebiliriz.

HİKMET KIVILCIMLI VE KEMAL TAHİR HAKLIYDI

Bu düşünceler birçok Türk yazar tarafından dile getirildi ama sonuçta bir şey değişmedi…

Cemil Meriç, Hikmet Kıvılcımlı, Doğan Avcıoğlu, Kemal Tahir, Attila İlhan… haklıydılar. Bu işaret fişeklerini iyi anlamadık. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e “Batılılaşma projeleri”nin göz boyamasının sonucu olacak ki Papa’nın “Müslümanlar Noel’i bizden daha iyi kutluyor” alaycı sözü bile uyarmadı.

EKONOMİ BU İŞİN NERESİNDE

Ekonomiyi hiç dikkate almıyorsunuz gibi geliyor

Yalnızca “ekonomik kalkınma”ya odaklanmak Cumhuriyet’in bugünkü geldiği noktada görüldü ki yeterli değildir. Toplumun maddi olarak ortaya koyduğu/koyacağı her gelişme ancak insan düşüncesinin ürünü olabilir. O halde toplumun zihinsel evreni, düşünsel ve ahlaksal özgünlüğü başat roldedir. Bir başka deyişle zihinleri, düşünce dünyaları bağımlı toplumların ekonomileri de bir türlü bağımsız olamamaktadır. Bilim insanları Japonya, Kore ve Çin’deki ekonomik gelişmenin sermaye hareketleriyle değil bu toplumların dikine hareket edebilme, örgütlenme kabiliyetindeki tarihsel/zihinsel karakterlerine ve eğitimlerine bağlamaktadırlar. İnsanlığın Batı merkezli hikâyeleriyle tıkanan umutlarını böyle aşabiliriz.

Edebiyatta Doğu’ya Dönmek kitabı bütün bunlara yanıt verebilecek içerikte mi?

Edebiyatta Doğu’ya Dönmek, bu uzun sözlerimdeki gibi teorik bir kitap değil. Zaman içinde bilinçsizce yazdığım yazıların bir araya gelmesiyle bu düşünceye evrildiğimi gördüm. Doğu’ya dönmek tıkanmış Batı felsefesinin, edebiyatının, sanatının da önünü açacaktır. İçerdeki yazılarımda görülecek ki kitabım bir Doğu güzellemesi değil; Batı lehine bozulmuş dengeye bir isyanın kıvılcımı olarak değerlendirilmelidir. Batı düşüncesi nasıl ki başta Doğu olmak üzere insanlığın tüm birikimini alıp sentezlemişse, Batı’nın insanlığa armağanı bu kazanımı bu kez biz alıp sentezleyerek uygarlık çıtasını yükseltebiliriz bunu başarabiliriz.

Teşekkür ederiz

Ben teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

slotbar
superbahis
timebet
tipobet
tumbet
vdcasino
vevobahis
bahiscom
casibom giriş
lidyabet giriş
lidyabet
jojobet
betmarlo giriş
marsbahis giriş
betcup giriş
bets10
Asyabahis
betmoon
betnano
limanbet
dinamobet
1xbet
nakitbahis
ngsbahis
bahigo
onwin
paribahis
perabet
piabet
pinup
pulibet
redwin
sahabet
bahigo
perabet
ngsbahis
onwin
bahiscom
paribahis
belugabahis
tipobet
piabet
pulibet
sahabet
bahigo
limanbet
makrobet
mariobet
meritking
mobilbahis
mostbet
cratosslot
sekabet
dinamobet
bahigo
perabet
ngsbahis
onwin
bahiscom
paribahis
belugabahis
tipobet
bahigo
onwin
bahigo
betcup
matbet
mariobet
mariobet
setrabet giriş
supertotobet giriş
tarafbet giriş
tipobet giriş
tulipbet giriş
tümbet giriş
vdcasino giriş
winxbet giriş
betpark
betroad
bets10
bettilt
betvole
casibom
casinomaxi
casinoper
dinamobet
grandpashabet
goldenbahis
holiganbet
hovardabet
imajbet
interbahis
jojobet
asyabahis
bahsegel giriş
bahsegel giriş
casibom giriş
betvole
casibom
bets10
casinomaxi
casinomaxi
casinoper
cratosslot
dinamobet
dumanbet
grandpashabet
betvole
casibom
bets10
casinomaxi
casinomaxi
casinoper
cratosslot
dinamobet
dumanbet
grandpashabet
superbetin
sekabet giriş
rexbet
rokubet
romabet
sahabet
savoybet
sekabet
setrabet
superbet
tarafbet
tipobet
tulipbet
tumbet
winxbet
neyine
noktabet
norabahis
oleybet
onbahis
onwin
orisbet
padisahbet
palacebet
paribahis
parmabet
perabet
piabet
pinup
pokerbeta
polobet
pusulabet
redwin
kralbet
ligobet
mariobet
limanbet
limanbet
matadorbet
matbet
meritking
milanobet
milosbet
mostbet
mrbahis
nakitbahis
extrabet
gobahis
gorabet
hilbet
ikimisli
Abdulla62630105
jetbahis
jojobet
klasbahis
betpark
betpas
betper
interbahis
goldenbahis
betcup
slotbar
asyabahis
xslot
restbet
rexbet
rokubet
romabet
sahabet
savoybet
sekabet
setrabet
supertotobet
superbet
tipobet
tarafbet
tulipbet
tumbet
winxbet
vdcasino
markajbet
asyabahis
slotbar
xslot
rexbet
romabet
sahabet
savoybetting
savoybetting
sekabet
setrabet
venüsbet
winxbet
orisbet
padişahbet
palacebet
paribahis
parmabet
perabet
piabet
pinup
polobet
pusulabet
redwin giriş
kordonbet
deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu veren siteler
kralbet
ligobet
matbet
matadorbet
milanobet
milosbet
mobilbahis
mostbet
mrbahis
nakitbahis
extrabet
favoribahis
favorisen
gobahis
gorabet
grandpashabet
hilbet
ikimisli
imajbet
intobet
jasminbet
jetbahis
jojobet
klasbahis
betorspin
betpark
betpas
betper
betroad
betsat
bettilt
betturkey
betvole
casibom
casinovale
celtabet
dinamobet
discountcasino
dumanbet
elexbet
elitbahis
Deneme bonusu veren siteler
denizli escort
Deneme bonusu veren siteler
Deneme bonusu veren siteler
tuzla escort
avcılar escort
esenyurt escort
bahçeşehir escort
beylikdüzü escort
bakırköy escort
halkalı escort
şirinevler escort
şişli escort
istanbul escort
esenyurt escort
avcılar escort
tarafbet
betist giriş
showbet
xslot giriş
favorislot
barn festival
pragmatic slot oyunları
radissonbet
egt oyna
betmarlo
floating dragon oyna
bonus hunt" rel="dofollow">bonus hunt">bonus hunt
aresbet
tombala oyna
wild wild riches oyna
betibom
dog house megaways
diyarbet
diyarbet
diyarbet
diyarbet
wild west gold oyna
markaj giriş
trwin giriş
altıncasino
diyarbet
diyarbet
diyarbet
diyarbet
diyarbet
diyarbet
diyarbet
sugar rush oyna
hiperwin
sweet bonanza oyna
diyarbet
diyarbet
mrbahis
favorislot
markaj giriş
trwin
big bass bonanza oyna
gates of olympus oyna
egt oyna
favorislot
markaj giriş
trwin
betingo
bahisbudur
casi pol
casipol giriş
casipol giriş
casipol
casipol
romabet
mrbahis
casipol şikayetvar
casipol giriş
casipol twitter
casipol şikayet
casipol
casipol güncel giriş
casipol güncel
casipol giriş
casipol girişi
romabet
matadorbet
esenyurt escort
Pendik Escort
ultrabet